07.01.2025

‘5 Soruda Yayınevleri: “Studio Yayınları”’

Parşömen | 07.01.2025
https://parsomen.org/2026/01/07/5-soruda-yayinevleri-studio-yayinlari/

Nitelikli yayıncılık yapma uğraşında olan yayınevlerini daha yakından tanımak için başlattığımız dizimizde konuğumuz, Studio Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Hasan Bülent Kahraman.

Hasan Bülent Kahraman

Studio Yayınları ne zaman, kimler tarafından kuruldu?

Studio’yu ben kırk yıldır kafamda taşıyorum. 1980’lerin ortasında Attila İlhan’la mektuplaşırdık. Elimde birkaç mektubu var. Orada besbelli bir yayınevi kurmak düşüncemi açmışım, çok zor iş, insanın tüm zamanını alabilir diyor. Sonra, 2020 gibi somutlaştırdım ama araya pandemi girdi. Buna rağmen ilerletip geliştirdim o çekirdek düşünceyi. Birkaç çok önemsediğim adla tartıştım. Doğal olarak, karşı çıktılar. Nihayet 2025’te kendisinden çok yararlandığım, büyük katkılarını gördüğüm Selim Karlıtekin’le buluştum. Bazı kitapların haklarını dahi almıştım. Onun desteğiyle ilerledik. Doğum yılı olarak 2025 dememiz gerekir. Arkadaki bir diğer önemli isim genel koordinatörümüz Yasemin Kahraman’dır.

Studio Yayınları’nı kurmaya nasıl karar verdiniz? Yayınevi politikanızı nasıl tanımlarsınız?

Karar vermekten çok kararı oluşturup olgunlaştırdım. Öyküsünü yukarıda anlattım. O yanıtıma bir ek yapayım: ben yaşı hayli ilerlemiş birisiyim ve elifi elifine elli yıldır edebiyat dünyasındayım. Bu süre içinde çok yayıneviyle yakın ilişkim oldu. Bazı yayınevlerinin kuruluşunda bulundum. Danışmanlıklarını yaptım. Hayatım kitaplara adanmıştır. Yayınevi konusunun ve düşüncesinin bir olgu halinde ortasındayım.

STUDİO son kertede akademik ciddiyeti olan bir yayınevi. Bir kitap çok tutabilir ve çok satabilir. Çok memnun oluruz. Ama öncelikli maksadımız yayınlanması gerektiğine inandığımız kitapları çıkarmak. Temel sloganımız “zor kitaplar için” olduğuna göre neyin peşinde, ardında olduğumuz bellidir. Üç alanda kitap yayınlıyoruz: edebiyat, sanat, düşünce. “Koyu edebiyat için” diyoruz. “Öteki kitaplar için” diyoruz. Bunlar rastgele bulunmuş kavramlar değil. Çok uzun düşünülmüş ve kendi imbiklerinden süzülmüşlerdir. Düşünce alanında ise özel bir serimiz var: “Türkiye’yi düşünen kitaplar”.

Web sayfamızda manifestomuz yer alıyor. Dilin önceliğine ve önemine inanıyoruz. Türkçede yayınlanan kitaplar gerçekten Türkçe olacaktır. Çok çeviri kitap yayınlayacağız ama kitapların yüzünü ve dilini gerçekten Türkçeye çevireceğiz. Türkiye, kim ne derse desin, artık çok kitap yayınlayan bir ülke. Büyük ve ihtiraslı bir çeviri yarışıdır gidiyor. Ama Türkçe kimsenin umrunda değil. Bir kere bu kısıtlamaları aşacağız. Bir diğer unsur bir kitap bilinmiyorsa yenidir. Ne zaman yazıldığı önemli değildir. Kitapları çok ince bir edisyondan geçirerek ortaya çıkaracağız. Ve nihayet Türk edebiyatını yeniden ele alıyoruz. Tıpkı gerçekleştirdiğimiz yeni sanat serisi gibi. Evet, çok güçlü bir sanat serisi hazırlayacağız.

Şunu belirteyim: Türkiye’de çok kitap yayınlanıyor, sevindirici dedim. Ama yayınevlerinin bir “kürasyon” içinde olduğunu, bir kimliklerinin, okurda yankı bulan bir karakteristiklerinin bulunduğunu çok zor söylerim. Büyük yayınevleri büyüklükleriyle ve “fabrikasyon” devam ediyor. Küçük yayınevleri ise boğuşma halinde. Oysa her yayınevi ve her seri bir kürasyondur, bir seçmeye dayanır, kitapların birbiriyle diyaloğunu öngörür, birbirini tamamlamasını ister ve bekleriz. STUDİO özellikle bu çizgiyi yakalayacak. Seriler bir mantığı, bir kimliği yansıtacak. Bir kitapla ilgilenmiş okur ardından gelen kitapla da ilgilenmek zorunda hissedecek kendisini. Tıpkı bir sergide her yapıtı izlemek zorunluluğu gibi. Ne istediğimizi, ne aradığımızı, varmak istediğimiz yeri biliyoruz.

STUDİO ilk kitaplarını yayınladığı hatta varlığını duyurduğu gün yerini bulmuştur.

 

Diğer yayınevleri şimdi bir Çin işkencesi yaşayarak, hamlelerimizi, yayınlayacağımız kitapları bekliyor. “Niş”, “butik” gibi kavramlardan nefret ediyoruz. Biz, STUDİO’nun bir toplumsal alan olduğuna inanıyoruz. Öyle de olacaktır.

Piyasa koşullarının çetin olduğunu biliyoruz. Karşılaştığınız zorluklar neler? Bunlarla nasıl mücadele etmeyi planlıyorsunuz?

Bizim karşılaştığımız özel bir sorun yok. Belirttiğiniz gibi kısıtlamalar malum. Çok maliyetli bir sektörden söz ediyoruz. İlk yatırım maliyetleri bile bir hayli fazla ve öyle anlaşılıyor ki, yayınevleri mikro-iktisatın bir ilkesini yerine getirip kendileriyle rekabet etmek adına zorluklarını kitap üstüne kitap basarak ayakta kalmak suretiyle aşma çabası içinde. Bu finansman girdilerinin bunca yüksek olduğu bir dönemde onlar için yanlış ama okur için doğru bir karar. Kısacası dururlarsa bisikletten düşeceklerinden korkuyorlar. Öte yandan kitap sektörü girmenin kolay olduğu bir alan. Eğer nitelik peşinde değilseniz çok düşük maliyetlerle, vade kullanarak kitap yayınlayabilirsiniz. Sonuç, benim elli yıl önce duyduğum iki tanımın bugün hâlâ geçerli olması. Bilgi Yayınevinin sahibi Ahmet Tevfik Küflü bana kitap sanayinin amatörler tarafından yapılan profesyonel bir iş olduğunu söylemişti. Aynen doğru ve geçerlidir. İkincisi, yine kitap yayınlamanın bir bavul parayı rüzgârda camdan atıp sonra teker teker toplamak olduğundan yakınmıştı. O da bugünü tanımlıyor. Temel sorun daima dağıtımdır. Dağıtımın bu koşullarda tutulması ise yayıncıların da şikâyet etseler dahi istediği bir düzendir. Nedeni işletme sermayelerinin bulunmaması ve vade mekanizmasının devrede kalmasıdır. Tüm bu sorunlarla usulünce başa çıkma çabasındayız. Eğer Anadolu’da kitap satmaktan umudunuzu keserseniz veya onun için ayrı bir düzen kurmazsanız kendinize bir yol bulursunuz.

Yayınevinize dosya göndermek isteyen yazarların bilmesi gerekenler nelerdir?

Hemen belirteyim: ben başka alanlarda genç yeteneklerle çok iç içe oldum ve çok yol açtım onlara, özellikle görsel sanatlar alanında. Ama edebiyat dünyasında genç yetenek daha sorunlu bir alandır. Özellikle 2010 sonrasında yetenek kavramı fazlasıyla yozlaştırıldı. İçyüzünü ayrıca tartışmamın bir anlamı yok. On yıl önce kitaplarını şatafatlı yayınevlerinden çıkarıp bugünde yeller esen, onca “ilk kitap” yayınladıktan sonra bir daha ortada görünmeyen “genç yetenekler” konusunu onları okura ileten yayınevleri kendilerine sorsun. Doğallıkla biz gemisini yürüten kaptan değiliz. Son derecede seçici davranıyoruz. Buna rağmen iddialı olanlara web sayfamıza bakmalarını, yazarlarımızı gözden geçirmelerini ve kendilerini onlarla tartmasını öneriyoruz.

Önümüzdeki dönemde yayımlamayı düşündüğünüz kitaplar hakkında bilgi verebilir misiniz?

En zevkli kısmı bu. Bülent Ecevit’in metinlerini yayınlayacağız. Foucault’nun radyo konuşmaları birkaç ay önce Fransa’da ilk kez yayınlandı, biz de üç cilt halinde çevirdik, geliyorlar. Klossowski’nin muhteşem kitabı yolda. Lachmann’ın devlet ve iktidarı yeniden tanımlayan yapıtı bugün yarın yayınlanacak. Sami Yetik’in şunca yıl sonra Ressamlarımız kitabının yeni basımını mükemmel bir edisyon kritikle çıkarıyoruz. Büyük şairimiz İlhan Berk’in altmış yıl önce hazırladığı Aşk Elçisi antolojisinin devamı saydığımız, göz kamaştıran Beyit-Mısra Antolojisi’ni basacağız. Şaşırtıcı Giacomo Joyce’u başlı başına yeni, yepyeni bir kitaba dönüştürdük. Ve çok özel bir Sait Faik yayınlayacağız. Daha neler neler…