10.01.2026

Şiir bir özgürleşme alanıdır

Yazar: Haydar Ergülen

Yazı Başlığı: “Şiir bir özgürleşme alanıdır”

Yayımlandığı Mecra: https://gazeteoksijen.com/yazarlar/haydar-ergulen/siir-bir-ozgurlesme-alanidir-250805

Tarih: 5 Eylül 2025

--------

“Şiir bir özgürleşme alanıdır”

Hasan Bülent Kahraman imzasını taşıyan ve İkinci Yeni üstüne yol açıcı bir kitap olan Bakışlı Bir Kedi Beyaz-İkinci Yeni Şiire Yeni Bakışlar, şiirimizi 70 yıldır etkilemeyi sürdüren bu büyük serüvene yeni yollar aralıyor

 

 

 

Hasan Bülent Kahraman Modern Türk Şiiri çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Hem yepyeni hem İkinci Yeni üstüne yol açıcı, sarsıcı, yeniden durup düşünme arzusu uyandıran, kışkırtıcı kitabıyla ‘İkinci Yeni’ye yeni bakışlar’ kazandırıyor. Bakışlı Bir Kedi Beyaz (160.Kilometre) adından da anlaşılacağı gibi, zor görünen ya da öyle kabul edilen, şiirimizi 70 yıldır etkilemeyi sürdüren bu büyük serüvene yeni yollar aralıyor.

Kitabın dayanağı olarak söz ettiğiniz kavram: İkinci Yeni Barışı. İkinci Yeni’nin kendini aşan bir şiir olduğunu da vurguluyorsunuz. Karşıtlarını da içeren, etkileyen, bence bugün de süren bir şiir olarak, kurucu olduğu kadar buluşturucu, barıştırıcı bir şiir diye niteliyorsunuz İkinci Yeni’yi. 

İkinci Yeni şiiri bir salgın gibi

Evet, öyle. Ben bir saptamada bulunuyorum. O belirlemeyi de İY şiirin tarihi getiriyor. İlhan Berk’in daha o dönemde yazdığı bazı uyarıcı, iğneleyici yazıları dışında hiçbir manifestosu olmayan, şairlerinin dostluk dışında bir araya gelmediği, ortak dergi çıkarmadıkları, hiçbir ‘resmi’ toplantı yapmadıkları bu ‘akım’ gerçekten de bir akış yaratıyor. Bir salgın gibi saldırıyor ve birkaç şair dışında herkesi çemberi içine alıyor. İY şiire direnen şairler kimler? O direnişçilerin o dönemde yazdığı ve bugüne gelen bir şiir var mı? Yok. Dıranas gibi şairler diyeceksiniz ama onlar zaten çizgi öncesi bir anlayışla yapıtlarını sürdürdü. Tek bir direnen, kavgacı şair var: Attila İlhan. Ölene kadar o direnişinden ödün vermedi. Bu başlı başına bir fenomendir. Ama o da ‘Cinnet Sarayı’ gibi şiir-metinlerini yazdı. Üstgerçekçiliğe atıfta bulundu ama derin yapıda nereden etkilendiği belli. ‘Barış’ dediğim bu. Kendi karşıtlarını dahi bir şekilde bünyesine alan bir etkileme alanı İY şiir. Bunca şey yazdıktan, çok farklı alanların birikimiyle üstüne eğildikten sonra bile bu kurucu şiirin bahsettiğim etkisini doğuran unsuru yeterince açıklayamıyoruz. Yine de tek bir unsurdan söz edeyim: Özgürlük. Ontolojik olarak şiirin en önemli kurucu ögesi özgürlüktür. Zamanlar, dönemler, çağlar, akımlar ona bazı sınırlamalar getirmiştir ama şiir bir özgürleşme alanıdır. ‘Anlamsız’ olan ‘saçma’ (absurd) olan, soyut olan yani temsili olmayan kendisini düzyazıya nazaran şiirde daha büyük bir rahatlıkla ifade eder. İlhan Berk’in açtığı ‘anlamsız şiir’ tartışması ve kavramı bu özgürlük bağlamını kurmuştur. Bir de İY şiir, düzyazıyla şiirin etkileşim alanını genişletmiştir. Sonunda, 1970’lerin ‘devrimci’ şiiri de gelip İY şiirden olanaklar devşirmiştir. 

 

En az Birinci Yeni şiiri kadar ‘açık ve doğrudan ifadelere yaslanan’ İkinci Yeni’nin kapalı ve anlamsız kabul edildiği kolaycılığını diyelim, kabul etmiyorsunuz... 

İşte, şiir ‘anlamsız’ olabilir mi? Bu olgusal bir sorundur. Bugün biliyoruz ki, tam manasıyla pozitivist bir anlam arayışı gerçek dışıdır. Yani doğadaki bir nesneye doğrudan tekabül eden imge, o nesnenin temsili, söz konusu nesneyle ‘eş’ bir anlam üretmiyor, belki bir özdeşlikten söz edilebilir. Gerçekçi resmin atası Courbet’nin resimlerinde her şey doğanın kendisi gibi mi? Olur mu öyle şey? Picasso’nun cevabı hala kulaklarımızda yankılanıyor: “O balık değil resim.” İY şiir de balık değil, şiir. Tamam, ilk dönemin bazı şiirlerinde ‘özgürlük’ dediğim o açılımı vurgulamak ve somutlamak için bazı zorlayıcı ifadeler kullanılmıştır ama ben de İY şiirin 1954-1960 arasındaki döneminin çok özgül olduğunu belirtiyorum. O dönemde bile Ece Ayhan dışında dilediğiniz şairini açın, düzyazıya yakın bir metin inşası bulacaksınızdır. İY şiire kendince çok haklı nedenlerle ve sağlam argümanlarla direnen İlhan’ın Kaptan şiiri bence başlangıç şiiridir ve kim onun ‘anlamlı’ olduğunu söyleyebilir? İlk fırtına atlatıldıktan sonra git gide yoğun imgeler içeren (hatta içermeyen) bazı dramatik saptamalar getiren metinler yazıldı. O metinlerin şiirselliğini kuran nedir derseniz, başka bir meseledir. Bu bakımdan, doğrudur, bazı şairler sonuna kadar ‘kapalı’ bir şiir yazdı ama kapalılık anlamsızlık değildir. Mesele imgenin nesnel karşılığı ve bağlamı sorunudur. Şiir bazen de özellikle maddeyi ve referanslarını tersine çevirmek için vardır.

Kitaba adını da veren Bakışlı Bir Kedi Beyaz, ‘İkinci Yeni’nin en ilginç şairi’ dediğiniz Ece Ayhan’ın Bakışsız Bir Kedi Kara kitabına bir gönderme. “İkinci Yeni şiir, bakışsız bir kedi ile bakışlı bir kedi arasında yaşamaktadır. Kedi ise Schrödinger’in kedisidir” diyorsunuz...

Schrodinger’in kedisi

Diyorum. Schrodinger’in kedisi, bütün görelilik kuramı gibi büyük felsefi açılımlar içeren bir saptamadır. Bırakalım atomları, fotonları bir yana, büyük fizikçinin deneyinde bir kedi, bir şişe zehirle radyoaktif kaynağı olan kapalı bir kutuya bırakılır. Kaynak radyoaktivite salabilir. Salınırsa şişe kırılacak, kedi ölecektir. Buna göre belli bir süre sonunda kedi aynı ihtimal dairesinde canlı veya ölüdür. Yani kedinin ölü veya diri olduğunu bilemeyiz diyor. Anlamak için gözleme ihtiyacımız var. Bu saptama, şiirin anlam katmanlarını çapraz kesen bir saptama benim için. ‘Şiir niçin anlamlı olmak zorundadır’ gibi bir sözü bugün edemem. Bir fenomen olarak anlamın daimi mevcudiyetine inanıyorum. Ama o anlam bizim istediğimiz anlam olmaz. Sanatın aşkınsalcı yanına inanıyorum ve estetik bir boyutun onu beslediğini düşünüyorum ama bunların herhangi birisi doğrudan bir ‘anlamlılık’ kaygısından türemiyor. Bu nedenle ben kedinin beyaz ve bakışlı olduğunu düşünüyorum. Yine de ele avuca sığmaz Ece Ayhan’ın meseleyi kara kedi ve bakışsız diye nitelendirmesi muhteşem. Sonunda mesele bir bakış meselesidir. 

Ece Ayhan, İlhan Berk, Cemal Süreya adlarına yazılmış yazılar var kitapta. Dördüncü şair olaraksa Attila İlhan. Üstelik İkinci Yeni Savaşı kitabını yazmış bir şair. Kaynağı olduğu şiire yıkıcı eleştiriler yönelttiğini yazıyorsunuz...

Öyle. Bütün şatafatına rağmen ben İlhan’ın hakkı yenmiş bir şair olduğu kanısındayım. Herkes onu, başta kendisi olmak üzere, üç-beş aşk şiirine sıkışmış bir şair olarak görüyor. Oysa daha derinlemesine bir çözümlemeyle şiirinin farklı dönemleri ve katmanları rahatlıkla bulunur. 1950’li yılların ortasında Türk şiirinde bir Attila İlhan rüzgarının estiği, Sokaktaki Adam romanıyla bu rüzgarın fırtınaya döndüğü muhakkaktır. Şiir bir dil oyunu değildir, İlhan’a göre. Sisler Bulvarı’nın ilk bölümüyle de bu görüşlerini somutlaştırır. Kitap 1954’te, o çok hareketli bir yılda yayımlanır ve açıkçası büyük yankı yapar. Ama belli ki, İY şiiri çok etkileyen bu kitap orada kalmaz. Hızla tüketilir ve şiir bilgisi, şiir söylemi İY şiirler ilerletilir. Bilgi felsefesinden bildiğimiz bir gerçek var: Hiçbir şey ona hazır olmayan, ihtiyaç duymayan bir bilinç için üretilemez. Demek ki, şiirin ileri sıçramasını gerektiren, benim de bu kitapta ele aldığım bir dizi tayin edici unsur vardı. İlhan, İY şairlerini asla affetmedi ve onların imgeyi bağlamından kopararak boşluğa ittiklerini öne sürdü. Gerekçesi belliydi, Menderes diktası nedeniyle şairler sözlerini açık söyleyemiyorlardı. Hayat keşke o kadar yalın olsa. Belki bu yorumun da bir payı vardı o söylemin gelişmesinde ama ana mesele şairlerin kendilerine yeni bir dil ve dünya aramasıydı. Öyle olmasaydı o şiir ilerletilmezdi. 

Her değişim bir farklılaşma doğurur

Dünyanın yeniden anlamlandırılmasına dönük bir kozmolojisi olduğunu yazıyorsunuz İkinci Yeni’nin. Burada bir ‘yabancılaştırma’ girişiminden söz ediyorsunuz. 

İşte, bir ihtiyaç vardı, İY şiiri o üretti derken tamı tamına bunu kast ediyorum: ‘dünyanın yeniden anlamlandırılmasına dönük bir kozmoloji inşası’. Dünya o kozmoloji, kendisine özgü metafiziği de içeren o evren üretilmeden yeniden anlamlandırılmaz. Kozmolojik değişiklik dünyanın anlamını da değiştirir. Her değişim, her farklılaşma bir yabancılaşmayı doğurur. İY şiir bunu yaptı. Çünkü o değişikliğe ihtiyaç duyuyordu. Aksi takdirde hayat kendi konvansiyonu içinde akıp gidecekti. Oysa o da değişmişti. Yukarıda Attila İlhan’ın şiirinin bir değişim getirdiğini söyledim, bir öncül, bir öncü top atışı olarak. Çünkü, İlhan da o yeni kozmolojiyi kurmaya çalışıyordu. Nurullah Ataç zarını atsa bile veya tersinden söyleyeyim, zarını atan Nurullah Ataç olsa bile söz konusu dönüşüm ‘Türkiyem’ ile gerçekleştirilemezdi. Onun için ‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’na ihtiyaç var, ‘Kedi Kara’ya ihtiyaç var. Şunu itiraf edeyim: Ece Ayhan’ın son dönem şiiri de de ilk dönem şiirinden farklıdır. Yine de kendi şiirinde en çok direnen, başlangıcına en sadık şair o oldu. Başlangıç, Ayhan için daima bir ‘kevn’di, ‘genesis’ti. Hep o kevne sadık kaldı Ece Ayhan. Cansever ve Uyar ise zamanla dramatizasyonu o yabancılaşmanın önüne geçirdiler. İY şiir bir dönemden sonra dünyanın anlamını aramadı, ona kendi verdiği anlamı somutlaştırmaya çalıştı. Bu da kutsal kitapların çabasıdır. 

Bakışlı Bir Kedi Beyaz-İkinci Yeni Şiire Yeni Bakışlar / Hasan Bülent Kahraman / 160.Kilometre / Araştırma / 272 Sayfa